Rastgele

Sanatta Hissetme ve Anlam Bulma Arayışı

Andrei Tarkovsky: “Bir kez oIsun aynı şeyIeri hissetmeyi başarabiIen iki insan birbirini hep anIayacaktır.”

  • Her şey bir varoluşla başladı. Bunun akabinde varoluşun getirileriyle birlikte varoluşun ne olduğunu çözmek ve yansıtmakla.

Biliyoruz ki bu durum sinema, edebiyat, müzik gibi birçok sanat dalına yansıdı. Hepimizin sevdiği ama anlamını bilmediği şarkılar, şiirler, filmler illa ki vardır. Neden seviyorsun dendiğinde cevap veremeyiz. Bu aşkta da böyledir. Ya da bu kısmı unutun çünkü bazen bu evreye gelmeden onu çoktan bir köşeye atmış oluruz. Özellikle ünlü yönetmenlerin kült filmlerini izlerken yaşarız bu durumu. Anlamakta karmaşık olduğunu düşünürken bir anda dikkatimiz başka yöne dağılır, sıkılmış ve kapatmış olarak buluruz kendimizi. Üstüne bir de sinemayı seviyorsak yarıda bıraktığımız için vicdan azabı çekeriz.
Sözün ötesi olan sinemada bazen görüntüleri çözemedik, anlamlandıramadık. Neden? Çünkü elimizdeki kalıplara bir türlü uymadı.
Şu anlık izlediklerim kadarıyla bende en çok bu duyguyu bırakan tartışmasız Andrei Tarkovsky. Size onun üzerinden örnek vermek istiyorum. Çünkü insanlar onun filmlerinde çoğu şeyi anlamayıp fakat bir o kadar da nasıl bu denli etkilendiğini çözememekte. Belki de bunu en iyi tanımlayacak hikaye şudur;

Sanatta Hissetme

(Ayna – Zerkalo filmindeki düş sahnesinin kamera arkası)

Tarkovsky’nin Moskova’daki “Ayna – Zerkalo” filminin galasında eleştirmenler bir türlü filmi çözemez ve sürekli sorular sorarlar. Film üzerine tartışmalar o kadar uzamıştır ki en sonunda salonu temizleyecek olan kadın içeri girer ve işlerinin ne zaman biteceğini sorar. Eleştirmenler kadına “burada çok karmaşık ve anlaşılması zor bir filmi tartışıyoruz, ne zaman biteceği belli olmaz” tarzında bir şeyler söylerler. Temizlikçi kadın ise “bunda bu kadar anlaşılmayacak ne var ki” der ve bunun üzerine eleştirmenler filmden ne anladığını sorar ona. Kadın: “Sevdiklerinin ve onu sevenlerin hakkını asla ödeyemeyeceğini düşünen ve onları yeterince sevemediğini düşündüğü için vicdan azabı ve acı çeken bir adamı anlatıyor film” der. Bunu duyduktan sonra Tarkovsky’e bakar ünlü eleştirmenler ve sinema adamları. Tarkovsky ise sadece “bu sözlere ekleyecek başka hiçbir şeyim yok” der ve konuşmayı bitirir.

İşte hayatta bazen bu kadar basittir biz her ne kadar onu çözülmesi zor olarak algılasakta. Hiçbir zaman anlaşılmamak kaygısı gütmeyen sanatçıların filmlerini izlerken neden hiçbir kalıma uymadığını soruyorsunuz kendi kendinize. Ne bir kural ne bir arketip… Elinize bir harita alıp çözemiyorsunuz nereye gittiklerini. Aklınızın sınırlandığı yerler var. İşte o her şeyi onla çözmeye alıştığımız ezberlerle dolu “akıl” yerini yavaşca aşağı inerek kalbe yani “hislere” bıraktı. Hissemediklerimizi ise yadırgadık. Zihnimizdeki edindiğimiz bilgiler onları önyargıyla karşılayıp devre dışı bıraktı. Oysaki bazen bazı şeyleri anlamamız için ya onu yaşamamız gereklidir ya da sadece içimizde bir yerlerde hissetmemiz.

Sinema Bir Varoluşun Yansıması ve Bu Bir Yakarış.

İşte Tarkovsky gibi büyük yönetmenler de bir olayı anlatmak değil bir olayı hissettirmek istediler. Kitapları, söylenenleri bir köşeyi bırakıp sadece duymamızı istediler. Yoksa herkes hikaye anlatırdı. Ve bununla birlikte bizimle gelecek olan filmin konusundan çok o filmin duyguları,imgeleri olacaktı.

Hissedilenle Yazılmalı…

Şimdi tam bu kısım da gerçek sanatçılardan biri olan Tarkovsky’i yazma alanıyla birleştirmek istiyorum. Bir film hakkında sayfalarca yazı yazabilirsiniz, anlatabilirsiniz. Onun hikayesini, karakterini, çatışmalarını, sahnelerini her şeyini. Aynısını amacı sadece olay anlatmak olan bir sanatçının yaptığı gibi. Ama eğer gerçekten göremiyorsanız anlatamayacağınız tek şey vardır; “düşler” Varoluşun yansıması olan düşer ve imgeler…

Her ne alanda olursa olsun size söylebileceğim tek şey edindiğiniz bütün o kuralları bir kenara bırakın önce hissetmeyi bilen sonra illa ki karşılığını bulur.

Başlıklar: , , , ,

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapın.

SİZİN İÇİN ÖNERİLİYOR

20 Mart 2018, 04:23

Şahsiyet: Bugün Bir Adamla Tanıştım. Adı; Agah Beyoğlu!

“Şahsiyet” dizisi hakkında konuşmaya, 1. Bölümde en çok aklımda kalan üç replikten biri ve Haluk Bilginer’in içimi yakan bakışıyla başlamak istiyorum.   Puhutv’nin Fi’den sonra ikinci projesi olan, yapımcılığını Ay Yapım‘ın üstlendiği Şahsiyet 17 Mart 2018’de hayatımıza üç bölümle giriş yaptı. Diziyi yayınlandığı gün izleyemedim. İşi gücü bir kenara bırakıp...

Devamını Görüntüle