Rastgele

Efsane Bir Adam : Freddie Mercury

cool

Freddie Mercury.. Hâlâ bir yerlerde onunla tanışmayan var mı, bilemiyorum. Varsa da geç değil..

Geçtiğimiz günlerde doğum günü nedeniyle andığımız sanatçıyı, biraz da bizler hatırlayalım dedik..

1946 yılının, melankolik mevsiminin en güzide aylarından olan Eylül’ün 5’inde gözlerini dünyaya açar Freddie Mercury. Gerçek adıyla,  “Merhaba” der hayatına:  Farrokh  Bulsara. Sömürücülerden bir türlü kurtulamayan bir yerde, Zanzibar adasında, dünyaya gelmiştir. O güzel gülen, neşeli çocuğun, bir gün efsane olabileceğini, kim bilebilirdi ki..

null

1947 yılında; annesi Jer Bulsara, babası Bomi Bulsara ve kız kardeşi Kashmira Bulsara ile birlikte Hindistan‘a gelmiştir. Bombay (Şimdiki adıyla Mumbai) yakınlarındaki, Panchgani‘de St. Peters School‘da eğitim almaya başlamıştır. Her zaman müziğe karşı ilgisi olan Freddie Mercury‘in o muhteşem ses tonundaki ilham kaynağı ise Lata Mangeshkar idi. Piyano dersleri alan Freddie Mercury, sınıf arkadaşlarından dördü (Bruce Murray, Derrick Branche, Victory Rana ve Farang Irani) ile The Hectics grubunu kurdu. Grup; Cliff Richard, Elvis Presley, Little Richard ve Fats Domino‘nun parçalarını cover yapıp, okul etkinlikleri ve partilerde sahne alıyorlardı.

null

Okuldayken, hocaları ve arkadaşları ona “Freddie” diye hitap etmeye başlayınca; o da imzalarını bu ifade ile kullanmaya başlamış oldu.

1963’te, Freddie Mercury memleketine ailesiyle birlikte yaşamak için Zanzibar‘a geri dönmüştür fakat devrimle birlikte yakın bir zamanda, oradan kaçmak zorunda kalarak; Londra’ya gelmişlerdir. Freddie böylece eğitimini Ealing Art College’de “Sanat ve Grafik” üzerine tamamlamıştır. Mezun olduktan sonra, para kazanmak için eski kıyafetler satan bir markette çalışmış, yine bazı müzik gruplarında çalışmıştır. Müziğe ilgisi devam eden Freddie’nin 1970 yılında  Brian GayRoger Taylor ve John Deacon ile yollarının kesişmesi üzerine; “Queen” grubunun doğuşu da yavaş yavaş başlamış oldu.

null

Bu efsane grubun temel taşında, grubun isim ve logo babası da kuşkusuz Freddie Mercury’den başkası değildi. Sahne kostümlerinde bile onun imzası mevcuttur.

null

1970 – 1980 yılları arasında müthiş bir performans gösteren Freddie Mercury,  “Queen” grubu tarafından hazırlanan birkaç albüm için hem yorumcu hem de söz yazarı olarak görev aldı. Rock – roll müziği üzerine çalışan grup; bariton sesine rağmen, tenor aralığında parlak bir şekilde şarkı söyleyen grubun solisti Freddie‘den dolayı olağanüstü bir şekilde şöhrete kavuştular.

“Queen” grubuyla birlikte çıkardığı albümleri;

  • Queen (1973)
  • Queen II (1974)
  • Sheer Heart Attack (1974)
  • A Night at the Opera (1975)
  • A Day at the Races (1976)
  • News of the World (1977)
  • Jazz (1978)
  • Live Killers (1979)
  • The Game (1980)
  • Queen at the Beeb (1989)
  • Flash Gordon (1980)
  • Greatest Hits (1981)
  • Hot Space (1982)
  • He Works (1984)
  • A Kind of Magic (1986)
  • Live Magic (1986)
  • The Miracle (1989)
  • At the Beeb (1989)
  • Innuendo (1991)
  • Greatest Hits II (1991)
  • Photo Session (1992)
  • The 12 (1992)
  • The Interview Collection (1994)
  • Queen Live at Wembley (1992)
  • Made in Heaven (1995)

Solo albümleri; 

  • Mr. Bad Guy (1985)
  • Barcelona (1988)
  • The Freddie Mercury (1992)
  • The Great Pretender Hollywood Records (1992)
  • The Man From Manhattan (1995)

Kaynak:

http://www.hotshotdigital.com/WellAlwaysRemember/FreddieMercuryDisco.html

Grubun çıkardığı ilk albüm, gruplarının da adını taşıyan “Queen” idi.  26 Ekim 1981‘de piyasaya sürdükleri “Greatest Hits” ise ; çeşitli albümlerinden derleme olan bir çalışma idi. Bu albümde yer alan 17 parçanın 10 tanesi Freddie Mercury tarafından kaleme alınmıştı.

null

“Queen”,  13 Temmuz 1985‘te düzenlenen ‘Live Aid’ konserinde de sahne aldı. Konser, Etiyopya‘daki açlık mağdurlarına para toplamak amacıyla yapılmıştı ve büyük bir başarı sağlamıştı. Grubun canlı performansı, ‘The Greatest Gigs’ adlı televizyon şovunda bile yayınlanmıştı.

Şu atmosfere bir bakar mısınız.. Tek kelimeyle, müthiş..

Özel hayatında ise, özgün duruşu ve seçimleri ile var olmuştur. Fakat bunların ötesinde; tanıdığı, ona koşulsuz bir şekilde bağlı olan bir kadın mevcuttur: Mary Austin. Ona karşı güveni ve sevgisi, cinsel seçimlerinin çok dışındadır. Aralarında bir türlü kopmayan bağ var olmuştur. Tek güvendiği arkadaşı gördüğü bu kadına, servetinin çoğunu da bırakmıştır Freddie Mercury.

null

Diş yapısıyla da özgün bir insandı. Estetik operasyon geçirmesini isteyenlere karşı durur, sanatında sorun olacağını düşünürdü. Zaten kendi utangaç yapısı ve karakteristik duruşuyla, bu tür operasyonları yaptıracak biri olmadığını gösteriyor.

null

Bir gün, korkunç ve umutsuz bir hastalık olan AIDS ile tanıştı. Bu onu uçuruma doğru sürükledi. Bağışıklığı günden güne düşüyor, gücünü zor topluyordu. Müziğe bir süre ara verse de, yine oradan güç bularak sürekli çalışmayı düşündü. O güzel ve müthiş sesinden kolay kolay kimseyi mahrum etmek istemiyor, zorlanmasına rağmen çalışmaya devam ediyordu.

Fakat ne kadar direnç gösterirse göstersin, sonuç değişmeyecekti. 1991 yılının,  yine hüzünlü mevsiminin Kasım ayında, hayat yolculuğunu tamamlayıp bizlere veda etmiştir. Fakat özgün duruşu ve sanatı bizlerle var olmaya devam etmektedir.

null

Onu nasıl unutabiliriz ki..

Şimdi zihnimizde şarkılarıyla bir başınayız..

 

İşte bunlardan bazıları.. 

Bohemian Rhapsody (1975)

“Is this the real life?
  Is this just fantasy”

Dizeleriyle başlayan bu ölümsüz eser, dünya çapında en karakteristik şarkılardan biri.. Opera rock kıvamındaki bu parçayı üretmek ve sunmak ise büyük bir meziyet. Tam bir başyapıt..

Mama just killed a man..” denildiği anda atmosferde yükselen hava dalgasının inişe geçtiği o duygu seline kapılmamak namümkün..

Ve..

“Bismillah! No we will not let you go..”cümlesinde kendimizi kaybettiğimiz o an. Defalarca dinlenesi, unutulmayan enfes bir eser..

“Grammy Hall of Fame” ödülüne sahip bu eser, tüm zamanların en iyi parçası da seçilmiştir.

 

We will rock you (1977)

“Grammy Hall of Fame” ödülüne sahip olan bir diğer parça..

 

We are the Champions (1977)

Bu şaheseri en çok nerede duyduğumuzu anımsıyor muyuz acaba? Futbol müsabakalarında.. Tam bir güçlendirme şarkısı.

Freddie Mercury sesiyle bu parçayı yüreklendirir, insanın tüylerini diken diken eder.. Var mı böyle bir şey?

 

Another One Bites the Dust (1980)

John Deacon imzalı, gruba farklı bir hava veren bas gitarın başrolde olduğu ilginç çalışmalarından biridir..

 

I Want to Break Free (1984)

Grubun; klibiyle ortalığı karıştıran ilginç çalışmalarından biri kuşkusuz.. Roger Taylor harika gözükmüyor mu acaba?

 

Living on My Own (1985)

Freddie Mercury‘in 1985 yılında çıkardığı ilk solo albüm çalışması olan “Mr. Bad Guy” ‘da yer alan parça.. Klibindeki görüntüler, 39. yaş günü partisine aittir.

Ne kadar eğlenceli bir çalışma gibi gözükse de, parçanın içinde gizlenen bir hüzün mevcuttur.. 

 

Barcelona (1987)

İspanyol soprano olan Montserrat Caballe ile birlikte çalıştığı parçalardan biri.. Aynı adlı bir albüm çalışması da mevcut ayrıca. İki muazzam sesin bir araya gelmesi kaçınılmaz. Kendisinin Freddie Mercury‘e olan sevgisi ise, tartışılmaz..

 

The Show must Go On (1991)

Adı gibi, bir direncin mücadelenin öyküsüdür bu parça.. Ne olursa olsun ben buradayım diyenlerin ağzından düşürmediği, en zor anımızda bile duygularımızı harekete geçiren başka bir dünya yatıyor bu eserde.

Duygularınız yerdeyken bir anda yükselebilir ve daha sonra tekrar dibe çökebilirsiniz..

 

These are the Days of Our Lives (1991)

Şu klibe bakınca insanın içinde birer hüzün bulutu geçip gidiyor. Freddie Mercury‘i, görüp görebileceğimiz son klip olur kendisi..

 

Bonus:

null

Bu efsane adamın hayatını anlatan bir film geldi gönlümüze kondu birden.. 2 Kasım‘da gösterime giren, “Bohemian Rhapsody” adlı filmde, Freddie Mercury‘i; “Mr. Robot” dizisinden tanıdığımız Rami Malek canlandırıyor..

Bu müzik şölenini kaçırmayın deriz..

 

Sevgiyle kalın.. 

Başlıklar: , , , , , , , , ,

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapın.

SİZİN İÇİN ÖNERİLİYOR

05 Haziran 2018, 23:28

Ufak Tefek Cinayetler’de Kimin Öldüğü Belli Oldu

Aşırı dram sahnelerle sürekli duygu sömürü yapan, ağır ve anlamsız aşk sahneleriyle bizleri bıktıran, zengin ya da fakir zıtlaşmasında yaşanan aşk dolu dizilerden o kadar sıkılmıştık ki sonunda ekranlara bize soluk aldıracak bir dizi geldi. Adı ne mi? Tabi ki Sarmaşık kadınlarının olduğu Ufak Tefek Cinayetler‘den bahsediyoruz. Zenginliğin ve elitliğin...

Devamını Görüntüle