Rastgele

Şahsiyet: Bugün Bir Adamla Tanıştım. Adı; Agah Beyoğlu!

“Şahsiyet” dizisi hakkında konuşmaya, 1. Bölümde en çok aklımda kalan üç replikten biri ve Haluk Bilginer’in içimi yakan bakışıyla başlamak istiyorum.

“Yani, telefon numarası bir şey değil de şahsiyetim ne olacak? O da silinip gitmeyecek mi?”

 

Puhutv’nin Fi’den sonra ikinci projesi olan, yapımcılığını Ay Yapım‘ın üstlendiği Şahsiyet 17 Mart 2018’de hayatımıza üç bölümle giriş yaptı. Diziyi yayınlandığı gün izleyemedim. İşi gücü bir kenara bırakıp rahat bir zamanda, aklım boşken, Haluk Bilginer’i doya doya, hissede hissede izlemek istedim.

Dilerseniz şimdi izlerken kenara not ettiğim şeylere hep birlikte bakalım.

Konusu ve oyuncularından önce konuşulması gereken bir şey var; dizide buram buram kokan o kalite!

Görüntü açışı, ışığı ve renkleriyle o kadar muazzam bir iş olmuş ki, her sahneye hayran kaldım. Işık Şefi; Engin Altıntaş, Görüntü Yönetmeni ise Feza Çaldıran. Daha önce teknik ekibe pek dikkat etmezdim. Ama ellerinden o kadar güzel bir iş çıkmış ki, dizi biter bitmez jeneriği tekrar izleyip isimlerine bakıp tek tek teşekkür ettim. MU-AZ-ZAM

Jenerik, bugüne kadar izlediğim dizilerin jenerikleri arasında, en iyilerde ilk 3’e kesinlikle girer. Farklı, orijinal ve kesinlikle dizi için muhteşem bir giriş olmuş. Sırf jeneriği en az beş kez izlemişimdir. O kadar şahaneydi. HA-Rİ-KA

Jenerikte akan müziği mutlaka bir kere dinleyin ve size ne hissettirdiğini bir düşünün. Sertaç Özgümüş ve Güntaç Özdemir’in yarattığı müzik benim için tam anlamıyla, merak uyandırıcı ve heyecan verici! Güntaç Özdemir’i daha öncesinden bildiğim ve dinlediğim için, hatta epey beğendiğim için Sertaç Özgümüş ile birlikte onun adını görünce nedensiz bir şekilde gururdan göğsüm kabardı. ŞA-HA-NE

Dizinin kostümü; Sonay Artuğ, stylingi; Başar Dizer Tatlıtuğ ve Deniz Marşan’da. Agah karakterinin renkli çorapları ve takım elbiseleri, Nevra karakterinin ise giyimine hasta oldum. SÜ-PER

İlk bölümde karşımıza çıkan Haluk Bilginer, Cansu Dere, Hümeyra, Şebnem Bozoklu, Necip Memili, İbrahim Selim ve ismini sayamadığım diğerleri… Cast Direktörleri; Fatoş Koçak ve Nevra Genelioğlu çok iyi bir iş çıkarmışlar. Bana göre; karakter için oyuncu seçimleri nokta atışı olmuş. MÜ-KEM-MEL

HAKAN GÜNDAY

Kurgu Ali Aga’ya ait, senaryo Hakan Günday’ın kaleminden çıkma.

Dizinin ilk bölümünde ilk beş dakika hiçbir replik yok. Haluk Bilginer o süre boyunca oyunculuğunu konuşturuyor. Sonrasında ise muazzam bir şölen başlıyor.

Replikler tekdüze değil. Bir cümlenin altında birden fazla anlam yatıyor.

Kalemiyle daha önce tanışmış ve çok sevmiştim. Hakan Günday’ın kitaplarını severek okuyanlar, bu dizideki replikleri de bir o kadar sevecekler, buna eminim. EN-FES

ONUR SAYLAK

Onu sona bırakmamın sebebi; birkaç cümleyle anlatamayacak olduğumu düşünmem tabi ki…

Oyunculuğuna hayrandım, yönetmenliğine ayrıca hayran kaldım.

Yönetmenliğini yaptığı “Daha” filmini henüz izleme fırsatı bulamadım. O yüzden Onur Saylak’ın yönettiği bir projeyi ilk izleyişim. Aman Allah’ım! Nasıl kaliteli bir iş, nasıl harika bir çekim ve nasıl olağanüstü açılardı öyle?

Genel olarak dizilerin ilk bölümleri durgun geçer, karakterler tanıtılır, ana mekanlara bir göz atılır. Onur Saylak bu işin altından öyle bir kalkmış ki, ilk bölümde dizi hemen sizi içine çekiyor.

Her mekanın hissiyatını alıyor, oyuncunun hiçbir mimiğini kaçırmıyorsunuz. Dizi boyunca ‘Onur Saylak sen ne kadar harika bir yönetmensin!’ derken buldum kendimi, öyle etkiledi beni.

Harika bir yönetmen evet, ama aynı zamanda harika bir oyuncu olduğunu hepimiz biliyoruz. O çeksin, biz izleyeyim, ona da tamam. Ama aynı zamanda bizi de oyunculuğundan mahrum bırakmasın. Ona da üzülürüm.  O-LA-ĞAN-ÜS-TÜ

Sanat Yönetmeni; Dilek Ayaztuna ve Yardımcı Yönetmen; Duygu Demirel’in de ellerine, kollarına emeklerine sağlık!

Bir dizi sadece oyuncu, senarist ya da yönetmenle harika olmuyor. Bunun bir ekip işi olduğu bize oyuncular tarafından yıllarca söylendi. Yukarıda saydığım kişiler dışındaki diğer tüm çalışanlar da gerçekten muazzam bir iş başarmışlar. Ben şahsım adına, hepsine tek tek, ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Gelelim 1.bölüme;

 

DİKKAT! YAZININ BURADAN SONRAKİ KISMI SPOİLER İÇERİR!

 

8 No’lu Daire

Bir adam elinde beyaz ışıklı bir fenerle bu daireye giriyor, deri eldiven giydiği eliyle isimsiz dosyalardan birini alıyor.

Yıl 2007

Sonrasında hakim olduğunu öğrendiğimiz adamın peşinde, onu öldürmek isteyen biri var. Agah Beyoğlu.

Yağmur yağıyor. Agah’ın arabası hemen hakimin arabasının yanında park halinde. Ön koltuklara uzanıp hakime nişan alıyor. Camı açtığı için ıslanıyor, tetiğe basmak için cesaretini topluyor.

Yapamıyor.

Kalkıyor, bakıyor. Tekrar deniyor.

Yine yapamıyor.

Adam gidiyor.

 

 

Yıl 2011

Agah Beyoğlu elinde dürbünle birini izliyor. Küçük bir kayıkta, denizin ortasında. Hava yine yağmurlu, üstünde sarı balıkçı montlarından biri var.

Gözlüğünü takıp kendi gibi denizin ortasında olan adama, 2007 yılında öldüremediği hakime bir kez daha nişan almadan önce kayığın motorunu çalıştırıp ona biraz daha yaklaşıyor.

Ve tam arkasından geçip gidiyor, yine tetiğe basamıyor.

Hakime sıkamadığı için havaya sıkıyor, pes ediyor, ağlıyor. Silah denizin derinliklerine karışıyor.

 

 

Ve 8 No’lu daireye kilit vuruluyor.

 

 

Yıl 2018

Bir bardağın içinde, turuncu bir balık.

Hümeyra kırmızı gömleği, kısa topuklu siyah ayakkabıları ve akmış makyajı ile dans ediyor; Flamenko yapıyor.

Kapı çalıyor, duymuyor. Polisler eve giriyor, umursamıyor.

Ve polislerden biri müziği kapatıyor.

 

 

İşte böyle başlıyor Şahsiyet. İlk beş dakika boyunca sadece oyunculuklar konuşuyor.

 

Haluk Bilginer

Muhteşem, muazzam, harika, olağanüstü.

 

 

Sesine ayrıca hayran olduğum adam hiç konuşmadan beni bir kez daha kendine hayran bırakıyor. Mimikleri, duruşu, oynayışı o kadar mükemmel ki, on saat oynasa on saat hiç sıkılmadan izlerim.

Agah Beyoğlu

Tam 27 sene adliyede memurluk yapmış, emekli bir adam. Eşini 10 sene önce kaybetmiş, kızı yurt dışında. Münir Bey diye seslendiği kedisiyle yaşıyor. Ya da yaşıyordu diyelim. Çünkü Münir Bey, Agah ona özel mamasını ve suyunu vermeyi unuttuğu için ölüyor.

 

 

Doktorun koyduğu tanıya göre Agah Beyoğlu, Alzheimer hastası. Agah’ın yanlış tanı olabileceğini, emekli olduğu adliyedeki dosyaları şu an bile eliyle koymuş gibi bulabileceğini söyleyerek itiraz etmesine rağmen doktor sonuçlardan emin.

 

 

Agah hastalığını kimseye söylemiyor. Ne kızına ne arkadaşlarına.

 

“Ben ne gideceğim ya? Benim soyadım Beyoğlu, bunlar gitsin.”

Agah’la Arkadaşı Mümtaz’ın, Agah’ın zorla götürüldüğü bir davette unutmak ve hatırlamamak üzerine bir konuşmaları oluyor. Ve bu konuşma Agah’ın kendince büyük bir aydınlanma yaşamasına neden oluyor.

 

“Ömür boyu unutmak. Unuttuğunu bile unutmak. E tabi ya, ben her şeyi unutacağım. Hiçbir şey hatırlamayacağım ki.”

 

“Benim adım Agah Beyoğlu. Televizyonu sokağa attım.”

 

Ve 8 No’lu daire tekrar açılır.

Agah’ın seçtiği dosyadan hakimin fotoğrafı çıkar, Agah yola koyulur.

Ardıçhan Adliyesi Adli Emanet Arşivi’nden çuvallarla istediklerini alan Agah orayı yakar ve şov başlar.

 

“Biz hayatımız boyunca evde oturup tamirci mi bekleyeceğiz?”

 

Başta evine girdiği tamirciyi öldürdüğünü düşündüm ve ilk cinayetiyle ilgili bir detay göremediğim için garipsedim, yalan yok. Ama son sahnede aslında adamı öldürmediği ve onu 8 No’lu daireye zincirlediği görülüyor. Bunu neden yaptı, neden bekletiyor ileriki bölümlerde göreceğiz muhtemelen.

 

 

Ve Agah’ın ilk kurbanı; hakim.

 

 

Hakim kafasına sıkılan tek kurşunla ölür. Arkasındaki akvaryum kırıldığı için turuncu balık yerde can çekişir. Agah balığın ölmesini istemediği için onu alır, bardağın içine, suya atar.

Sonrasında hakimin sinir olduğu Alzeihmer hastası karısına kendi çocukluk anılarını, doğum gününde dilediği dileği anlatarak çorbasını içirir. Yanlarında kafasından kanlar akan ölü bir adam olmasına rağmen, bu sahne o kadar güzel, o kadar naifti ki…

 

 

Ve Agah Beyoğlu yıllar önce ezberlediği Nazım Hikmet şiirini okur.

“Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, 
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”

Agah Beyoğlu’nun son doğum gününde dilediği dilek; iyi bir insan olmak.

 

 

Nevra Elmas’ın gazetede çıkan haberlerini biriktiren Agah; işlediği ve işleyeceği cinayetleri onun araştırmasını istediğinden olsa gerek ona küçük bir not bırakır.

 

 

Agah hakime neden bu kadar kafayı takmıştı? Neden onu 2007’den beri öldürmek istiyordu? Hakim ona ne yapmış olabilirdi?  Bu soruların cevabı bu bölümde yok. Ancak bu konunun mutlaka aydınlatılacağına eminim.

 

Agah’ın kızı Zuhal

Zuhal Avustralya’da yaşıyor. Oğlu Deva, tam bir ergen. Annesi ve babası boşanma noktasında olduğu için asiliği belki de buradan geliyor.

 

 

Zuhal babasına kırgın mı yoksa öfkeli mi, yoksa her ikisi birden mi bilmiyorum. Ama babasıyla konuşma tarzı beni bir miktar üzdü diyebilirim.  Şebnem Bozoklu harika bir oyuncu, ona asla lafım yok. Ama oynadığı karakter Zuhal gerçek anlamda beni sinir etti.

 

 

Zuhal’in babasına olan tepkisini ilerleyen bölümlerde izleyeceğiz muhakkak. Ancak 1.bölümde sadece telefon konuşmalarını ve Zuhal’in telesekretere babasının yanına taşınacağını haber veren bir mesaj bırakmasını izliyoruz.

 

Cansu Dere

Oyunculuğunu, karakteri ve güzelliği kadar beğendiğim bir kadın. Nevra karakterinin kendi içinde yaşadığı çatışmayı ve ürkekliğini bana hissettirdi. Hayat verdiği karaktere kızdığım noktalar olsa da -çekingenliği ve pasif duruşu gibi- Cansu Dere ortaya güzel bir iş çıkarmış diyebilirim.

Nevra Elmas

Kamu Yönetimi okumuş, özel sektörde yöneticilik yapmış. Sonra bir gün polis olmak istediğine karar veriyor ve Cinayet Büro’daki 140 kişinin arasına dahil oluyor.

Bürodaki tek kadın.

Çalışma arkadaşlarının cinsiyetçi yaklaşımından feci halde rahatsız.

 

 

Nevra’nın ilk sahnesi kadınlar tuvaletinde. Hemen yanındaki erkekler tuvaletinde kendi hakkında yapılan uygunsuz yorumları maalesef ki duyuyor.

 

 

Polis kızı Nevra. Babasının izinden gitmek ve iyiliğin bir parçası olmak istiyor.

 

“Meğer babamın işi zaten başka insanları düşünmekmiş. Bu kavramı bana öyle aşılamış ki, insan başka türlü nasıl yaşar, bilmiyorum.”

 

Nevra karşılaştığı zorluklara rağmen pes etmiyor. Yani etmiyordu ki, sorgudaki bir adamın Nevra hakkında pek de hoş olmayan söylemlerinden sonra başkomiser Tolga Yazgan’ın ona sadece evrak işlerini yapmasını ve sahaya çıkmamasını söyleyene kadar.

 

 

Büroya hapsolunca ve ona orayı zindan eden iş arkadaşlarına daha fazla tahammül edemeyince istifa dilekçesini yazıp başkomiserine götürüyor.

Tolga Yazgan, Nevra’yı 50 kadın içinden, güzel işini ve yaşantısını bırakıp polis olmaya karar verecek kadar deli olduğunu düşündüğü için büroya almış. Bu yüzden pes etmesini hemen kabullenmiyor. Dilekçesini işleme koymadan önce ona beş gün kafa izni veriyor.

 

“Dedim, bu kız deli. E bana da burada deli lazım.”

 

Nevra’nın üniversite arkadaşlarıyla çıktığı yemekte onun polisliği neden seçtiği arkadaşları tarafından sorgulanıyor. Sahne güzel, replikler hoş. Ama o sahnede Nevra’nın arkadaşlarına neden polis olduğunu anlatırken belinden silahı çıkarıp havaya ateş etmesi keşke hayal olmasaydı.

 

“Benim canım bir şeyler yapmak istedi. Gerçek bir şeyler.”

 

İşini sırf polis olmak için bırakan bir kadının daha atak, daha cesur ve daha deli olmasını beklerdim. Bu yüzden Nevra tutuk ve ürkek tavırlarıyla beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Umarım ileri ki bölümlerde Nevra bu ürkekliğinden kurtulur ve büronun tek kadın polisi olarak cesur bir duruş sergiler.

 

 

Agah’ın öldürdüğü hakimin alnındaki etikette ismi yazdığı için çağrılan Nevra soruşturmayı yürütecek mi yoksa şüpheli konumunda mı kalacak, bunun cevabını 2.bölümde alacağız.

 

 

1.bölüm için söyleyeceklerim bu kadardı.  Genel anlamda diziyi beğendim. Müjde Ar, Metin Akdülger, Hüseyin Avni Danyal gibi isimler ilk bölümde yoktu. Soru işaretleri bol bir bölümdü. İleri ki zamanlarda hem soru işaretlerine cevap alacağımız hem de her bölüm farklı soru işaretleriyle karşılaşacağımız bir dizi olmasını temenni ediyorum.

Tekrar ve tekrar tüm ekibe ve oyunculara teşekkür ederim. Başarınız bol olsun.

Şahsiyet 1. Sezon 1. Bölümü izlemek için buraya tıklayın.

Başlıklar: , , , , , , , , , , ,

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapın.

SİZİN İÇİN ÖNERİLİYOR

14 Eylül 2018, 15:26

8. Bodrum Türk Filmleri Haftası

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Bodrum Belediyesi, Kos (İstanköy) Belediyesi, Bodrum Ticaret Odası, Magazin Gazetecileri Derneği (MGD) veCinemarine Sinemaları’nın katkıları ile Bodrum Sinema ve Kültür Derneği ve Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) tarafından düzenlenen 8. Bodrum Türk Filmleri Haftasında 16 Eylül – 22 Eylül tarihleri arasında Türk filmlerinin...

Devamını Görüntüle