Rastgele

Kalp Atışı’nın Unutulmaz Çifti: Ali Asaf ile Eylül

Geçen sene bu zamanlarda, acısıyla tatlısıyla hayatımıza girdi “Kalp Atışı”.  “Doctors” adlı Kore dizisinin; Yusuf Pirhasan’ın yorumuyla uyarlamasıyla başladı Kalp Atışı‘nın hikayesi de. Daha sonra Aytaç Çiçek’in yönetmen koltuğuna oturmasıyla da yolculuğuna devam etti. Yayınlandığı zaman başarılı süren yolculuğu, bir süre sonra yenilgiye uğrayıp bitiyor belki ama nevi şahsına münhasır bir çift de armağan ediyor bize.

null

Yaz sezonunun romantik anlayışına ters karakterlerle örülü bir hikayedir Kalp Atışı. Bildiğimiz esas kız ve oğlan yoktur burada. Karakterleri buna izin vermez çünkü. Öyle ki zamanla karakterler kendi içinde evrimleşir bile. Hikayeden çok karakter okursunuz diziyi izlerken. 18 yaşında bize merhaba diyen Eylül’ü, 11 yıl sonra özel bir hastanede genç bir beyin cerrahı olarak gördüğünüzde karakterin elinizde büyüdüğünü bile hissedersiniz. Hayatının önemli bir yerini dolduran Ali Asaf ile evliliğine giden süreci bile karakterin nasıl olgunlaştığını gösterir.

Zor bir çocukluk geçirmiş olan Eylül’ü daha 18 yaşındayken, babasının Marmaris’e babaannesinin yanına bırakıp gitmesiyle hikaye başlar. Yaşadıklarından dolayı; asi, söz dinlemez hayata karşı öfkeli biridir Eylül. Babası onu yalnız bırakmıştır bu hayatta, en önemli çağında sevgisinden mahrum etmiştir.Pek de ilgisi olmayan babaannesinin yanına gelerek Eylül, hayatında istemeden de olsa yeni bir sayfa açmak zorunda kalmıştır. Fakat hayatının en olmadık yerinde karşısına çıkan yaklaşık otuz yaşlarındaki bir adamın, peri masallarındaki sihirli değnek misali dokunarak; hayatına bir yol gösterici olarak gelmesi onun düşüncelerini değiştirmiştir. Zaman içinde bağlandığı babaannesinin acımasız bir şekilde çekip gidişinin yanında, o yol gösterici adamın da yani Ali Asaf’ın da hayatından gidişini izlemek zorunda kaldığında bile; düşünceleri değişmemiş hem kendisine hem babaannesine hem de çok belli etmese de Ali Asaf’a verdiği sözü tutmuştur. Tek başına ayakta kalmanın bir yolunu bulup; kimseye ihtiyacını olmadığını göstererek, doktor olmayı başarmıştır. Hayatta pek tutunamayanlardan olsa da, Marmaris’te yaşadığı ufak anılara sığınarak yaşamayı bilmiştir.

Fakat kader, doğru zamanı ona verdiğinde ise Ali Asaf’ı tekrar karşısına çıkarmıştır..

Peki bakalım.. Bu çift bize neler verdi?

Hatırlamak isteyenler, özleyenler ya da onları hiç tanımamış olanlar için.. Bizden size ufak bir derleme..

“Sadece annemi değil, ruhumu da öldürdünüz siz..” diyerek hayata karşı küskünlüğünü, gözünden tek damla yaş akıtmadan göstererek tanırız Eylül’ü.. Yaşamıyordur Eylül kendi tabiriyle. Nefes almak her zaman yaşamak olmuyor..

Ali Asaf mı? 30’una yaklaşmış, bu zamana kadar yaşadığı acılarını saklamayı, bunlarla başa çıkmayı çok iyi bilen bir adamdır. Hayata küsmez o, daha çok sarılır. Tutunmayı bilir bir şekilde. Naif olduğu kadar tutkuludur. İkisini de dengede tutmayı iyi bilir; hesabı kitabı kuvvetlidir kısacası.

Bisikleti bile, rüzgarla sevişerek kullanmayı sevecek kadar tutkulu bir adamdır Ali Asaf.

null

 

Hayatınızı değiştirecek olan kişiye, bazen farkında olmadan o ilk bakışı verirsiniz.. Çünkü ondan gelen bir cümle, yetmiştir o bakışı vermenize.

“Çalmadım diyor..”

 

İki zor karakterin, birbirlerini tanımaları da kolay olmamıştır elbet..

null

 

Eylül akşamında bir de Ali Asaf’ın, babaannesinin kiracısı olduğunu öğrenir.. Bu adamdan kurtuluş yoktur onun için.

 

Tabii bir de ileriyi görmeden edilen laflar vardır ki.. Sahi Ali amca. Bunu hiç mi hatırlamadın yıllar sonra😀

“Ne biçim kızsın sen böyle?”

“O biçim işte. Beğenmiyorsan küçük oğluna almazsın amca!”

null

 

Tabii bu da yetmez.. Ertesi gün bir bakar, öğretmeni olarak karşısına çıkar Ali Asaf.. Eylül için hayat hiç de iyi gitmiyordur Marmaris’te. Zaten onun için ne zaman iyi gitti ki..

 

Gerçi pek de öğretmen – öğrenci gibi görünmediklerini biliyorlardır..

null

 

İşler Eylül’ün hiç de öyle düşündüğü gibi gitmez. Bu sefer suyun yönü farklı akmaya başlar Eylül için. Çünkü aslında hayata tutunabilmesi için, bir gayesi olması gerektiğini hissetmeye başlar. Bunu fark etmesi bile onun için hiç de basit bir durum değildir.

 

Eylül’ün Ali Asaf ile tanışması böylece tamamlanmış olur..

“Ders 1: Duyguları hissetmek sandığın gibi kalbin değil beynin görevidir. Amigdala adında küçük bir bölge yapar bu işi. Oğlunun endişesini hisseden annenin beyni, kendini koruma ve hayatta kalma içgüdüsüyle direnecek. Anladın mı? Hadi..” 

null

 

Gözleriyle sarılmak ifadesi vardır ya.. İhtiyaç duyduğumuz anlarda imdadımıza yetişir. İşte öyle bir an..

Eylül’ün artık hayata karşı bir umudu vardır.

null

 

Bisiklet mi? Hayır.. Asıl, Eylül’ün hayatındaki en güzel hediyeydi Ali Asaf..

null

 

Bazı hediyeler ise, verildiği andan itibaren can yakar..

Bu senin.”

“Benim mi? Nereden aldın bunu? Çok severim ben bu grubu.”

“Biliyorum. Çarşıdaki abi ile bayağı arkadaş olduk da, o söyledi.”

“Güzel..Teşekkür ederim, çok incesin.”

null

 

Bazı cümleler vardır ki, ömrünü hiçbir zaman tüketmez.. Can çekişir orada bir yerde.

“Ne kadar saçma değil mi? Siz ve ben..”

null

 

“Bir daha buraya gelmeyin. Birlikte hiçbir yerde görülmemiz, doğru olmaz.”

“Haklısın.”

Bazı cümleler ise hayal kırıklığı bırakır insanın üstüne..

null

 

Hayatının en zor bakışını, sevdiği adamı son defa göreceğini bile bile akıtmıştır Eylül..

null

 

Ne olursa olsun ayrılık gelip kapıyı çalmıştır. Yanlış zamanda yanlış yerde tanışan iki insan için, bu tür bir son ne yazık ki kaçınılmaz oluyor..

null

 

Peki yıllar sonra gelen ilk karşılaşma.. Eylül, bir hayal gibi; adım adım Ali Asaf’ın hayatına girişini izlemeye başlamıştır 11 yıl sonra.. Çünkü Ali Asaf, onun için birer hayaldir.

null

 

Elbette aradan geçen 11 yıl boyunca bazı şeyler değişmiş, bazı şeyler de değişmemiştir.. 11 yıl çok şey götürür insandan. Götürmez mi.. Ali Asaf ile Eylül’ün en büyük düşmanı da zaman değil miydi zaten..

 

Mesela Eylül’ün artık son model pahalı bir arabası vardır. Hadi Ali Asaf hocam söyle.. Seni korkutan Eylül’ün arabası mı oldu yoksa hız tutkusu mu?

null

 

Değişen şey nesneler, konumlar olsun.. Ya duygular.. 11 yıl sonra aynı yerde durabilirler mi? Ne dersiniz?

null

 

11 yılın yükünü, bir kol bükmeyle gidermemiştir herhalde Eylül.. Ali Asaf hocamın borcu çoktur Eylül’e bence.

null

 

Bir de adı konulmamış ürkek adımlar var.. Eylül cesur olduğu kadar ürkek de..

“Benimle çıkar mısın?”

Ali Asaf hocam, artık bu soru sorulmuyor pek biliyorsun değil mi😀

null

 

Bu anı Leonard Cohen açıklamış zaten, bize söz düşmez.

“Dance me to the end of love..”

null

 

Sevmek, sevilmek.. Güzel. Bunlar ayrı. Fakat bir de tutkuyla sevmek var. Eylül’ün nesnel takıntısı, Ali Asaf’a olan tutkusunun en büyük göstergesi. Yıllar önce yarasına merhem olur diye Ali Asaf’ın verdiği kremi, kutusuyla birlikte özenle saklamıştır Eylül. Saklamakla kalmamış yanında da taşımıştır yıllarca. Bir nevi Ali Asaf ile olan davası olmuştur onun için. Onun varlığını hatırladığı yegane varlık.

null

 

Bu anı görünce, ister istemez aklımıza hep Cemal Süreya gelmiyor mu?  Tam da Ali Asaf için yazmamış mı acaba?

“Bazı adamlar, incitmeden sevemezdi.
Kırardı, dökerdi, yangınlar bırakırdı arkalarında.
Bazı adamlarsa, tüm geçmişi unutturur; parmak uçlarından öperdi.”

null

 

Bir şeyin tadını aldık mı bırakması zor olur ya.. Bu durum, Ali Asaf ile Eylül için fazlasıyla geçerli sanırım.

Ne de kıymetliydi Eylül için, öptüğü yer..

null

 

“Mutlu musun?”

“Evet!!”

“O zaman ben de evet!”

En güzel aşk sözcüklerini geride bırakır bu sahne.. Ali Asaf incitmeden sever Eylül’ü. Gözünden de gönlünden de sakınarak.

 

Eylül’ün hayattaki en büyük korkusudur, sevdiklerini her ne şekil olursa olsun kaybetmek.. Yaşamaya başladığı bir anda, yalnız kalma duygusu onun canını çok yakar. İlk zamanlar dile getirmese de, Ali Asaf’ın hayatından bir kez daha gidecek olma ihtimali, korkularının en büyük nedenidir. Bu kabus da onun eseridir.

null

 

Şefkatli bakışlarını, asla Eylül’den esirgemez Ali Asaf.. Ali Asaf, Eylül’ün sakin hâli iken; Eylül de Ali Asaf’ın zaafının resmidir..

“Ah be Eylül.. Hayatında ne çok reddettiğin şey var farkında mısın? Bırak artık hepsini.. Bırak bunları.

“Bilmiyorum. Bırakmasını bilmiyorum ben.”

“Yaşama artık bu yüklerle. Bırakacaksın, rahatlayacaksın Eylül..”

null

 

Bir de tablo gibi anlar vardır..

“Ben hayatımda hiç vazgeçmedim Eylül. Sadece bir kez geç kaldım ama hiç vazgeçmedim. İşte tam da seninle burada ayrılıyoruz. Ben vazgeçmem! Sadece daha iyi bir çözüm yolu ararım..”

null

 

Eylül’ün keskin bir çizgiyle ayırdığı bir ifade şekli vardır: Ali Asaf.. Bir de Ali.. Ali sadece ona özgüdür. Başkaları öyle seslenmez. Eylül’ün Ali Asaf’a yakın hâlinin resmidir, “Ali” diye seslenmesi.  Bunu her zaman ayırt eder, özenlidir bu konuda şaşmaz. Ali Asaf da, “Ali” ifadesine kayıtsız kalamaz bu yüzden.

Aralarındaki iletişim dillerinden de biri olur bu ifade şekli böylece.

null

 

Kırılacak bir eşyaya, tutkulu bir dokunuş.. Naiflikle örülmüş bir tutku. Nasıl anlatılır daha bilemiyorum.

null

 

Eylül, şımarmasın diye onlar uyurken çocuklarını seven anne babalar gibidir. Ali Asaf’ı uyurken ancak bu kadar rahat sever sanırım..

null

 

“Ben de sana gelecektim..”

“Önce ben geldim ama..”

“Tabii ki önce sen..”

Bir adam düşünün ki bu kadar ince olabilsin.. Ali Asaf’ın bu naif tarafı, tarifsiz olduğu kadar da eşsizdir. Eylül’e de çok iyi gelir.

null

 

Sarılmak.. Onların en güçlü iletişim dilidir. Asla yanılmaz, hedefi şaşırmaz. Sarıldılar mı konu kapanmış demektir onlar için.

null

 

Masum bir çift olmadıklarını zaten biliyoruz.. Problemlerini bile, böyle bir dille çözebilirler.

null

 

Bazı anları anlatmak zordur.. 11 yılın hesabını yapmak kadar zor.

null

 

Birlikte hayal kurmaları için bile, zamanla mücadele etmek zorunda kalmışlardır..

null

 

Bazen konuşmayı çok sevmezler.. Bakışları daha isteklidir iletişim kurmak için. Konuşurlarsa birbirlerini kıracaklarını da bilirler çünkü.

null

 

İçi kan ağlamak tabiri böyle bir şey olsa gerek. Eylül susar hep fakat o ürkek, acı bakışlarını Ali Asaf’tan asla saklamaz..

“Yüksekten mi yoksa, düşmekten mi

Kalmaktan mı yoksa, gitmekten mi

Korkarsın?”

null

 

İşlerini ne kadar çok seviyorlarsa, birlikte çalışmayı da o kadar çok severler..

“Bu gece bayağı popüleriz galiba.”

“Sadece bu gece mi? Biz her zaman popüleriz bayan Denizoğlu.”😎

null

 

Hatta bazen çalışmaktan öte, mesleki egolarından arınmış bir vaziyette birbirlerine ihtiyaç duyarlar.

 

Bazı anlar sadece ikisine aittir. İkisine.. Kimseye yer yoktur o zaman.

Sevdiğine doyamamak böyle bir şey olsa gerek..

null

 

İşlerinden başını kaldırıp, kendilerine zaman ayırdıklarında ise birbirlerine doğru akarlar.. Akarlar.. Akarlar..

null

 

En mutlu günlerinin en acı şahididir Ali Asaf’tan gelen bu öpücük.. Yüzünde yansır. Çünkü 11 yılın yansımasıdır o..

null

 

Bu basit bir zafer değildir onlar için. 11 yıllık bir sevdanın zaferidir.. Dile kolay. Şükür..

null

 

Yıllar önce nezarethanede duyamadığı “Seni seviyorum” cümlesini, hayalinde duymak ne zor gelir Eylül’e.. O baş eğiş, çaresizliğin resmidir.

null

 

Eylül için her şey bir yana, Ali Asaf bir yanadır.. Bu yüzden hayatında bu konuda asla kavram karmaşasına yer vermez.

null

 

 

Hep esas oğlanlar mı esas kızları kurtarırlar.. Eylül ile Ali Asaf için arada saat ters işleyebilir, sıkıntı yok😎

null

 

Kendilerine özel sarılma şekilleri odalarında da sürmektedir.. Bir sığınmanın, bir zaafın hikayesidir bu sarılmalar aslında.

“Bir çocuktum, sevmiştim. 
Avuçlarımda aynalar. 
Gayret et güzelim elini uzat..”

null

 

Yüzlerindeki ifadeleri, en iyi onlar çözümler.. Çünkü bu hayatta ikisi de birbirlerinin merhemidir, başka kimseleri yoktur.

null

 

Birlikte yaşamayı, yol almayı öğrenmişlerdir.. Bu konuda kendilerinden ödün vermemeye özen gösterirler.

null

 

Sonunda ikisi de, arzu ettikleri ailelerine kavuşmuşlardır.. Eylül’ün bakışlarında Ali Asaf’a olan yüce sevgisinin en temel hâli vuku bulmuştur. Bu da Ali Asaf ile olan hikayesine vedası olmuştur böylece..

null

 

Seviyorduk Ali Asaf ile Eylül’ü.. Hem de bayağı seviyorduk. Hikayelerini, ikisinin bütünlüğünü.. Birbirlerini tamamlamalarını.. Eşi bulunmaz tutkularını.. Tanımayan varsa şahsen ben üzülürüm. Tanışın da derim. Pişman olmazsınız.

Eylül’e can veren Öykü Karayel ile Ali Asaf’a can veren Gökhan Alkan’a, karakterlerine kattıklarıyla fazlasıyla teşekkür etmekte fayda var. Ayrıca kendileri geçen yıl Altın Kelebek ödüllerinde “yılın en iyi dizi çifti” de seçilmiştir. Bence fazlasıyla hâk ettiler.

 

Yüreklerine sağlık..

 

Sevgiyle kalın.. 

Başlıklar: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapın.

SİZİN İÇİN ÖNERİLİYOR

06 Haziran 2018, 09:12

90’lı Yılların En Sevilen Programları

Hey gidi nostalji,hey gidi 90’lı yıllar… Çocuğumuzun çocukluğu,gençliği,aile toplantılarını daha keyifli hale getiren programlar. O dönemin televizyon programlarını,yarışmalarını bilenler bilir; tam anlamıyla eğlendiren, güldürürken düşündüren,esprilerin komikliği ve ince mesajlarıyla düşünmemize sebep olan o programlar. O dönemi bilmeyen,hatırlamayan ya da ‘’ahh be ‘’ diyerek tekrar geçmişe dönüş yapmak isteyenler için PigmeLaf.com...

Devamını Görüntüle