Rastgele

38 Unutulmaz Film ve Hafızalardan Çıkmayan Müzikleri

Bazen filmden çok müzikleri aklınızda kalır.. Nerede duyarsanız duyun, o sahne canlanır gözünüzde; yüzünüze ufak bir tebessüm yerleşir ya da zihninizde döndürüp durursunuz; “Ben bunu nereden hatırlıyorum” diye… Bazılarının etkisi çok büyüktür, izi kalır bir yerlerde… Bazen sahnelerin etkisini arttırır aniden… Öyle ki izleyici sahneye odaklanır. Bazılarımız için özel parçalar olmuştur, filmin büyüsü dışında hayat felsefemiz oluverirler daha sonra.

Yok mu sizin de içinizde bir yerlerde kalan o parçalar..  Bazılarına bir bakalım öyleyse..

1 – The King and I (Kral ve Ben, 1956) – “Shall We Dance”

null

Elbet müzikal bir filmin de, müzikleri ön planda olacaktır. Eh olsun bir zahmet.. Yazar Margaret Landon’un romanından; yönetmen Walter Lang tarafından uyarlanan, bir Siyam kralı ile İngiliz öğretmen Anna’nın naif aşkını dile getiren kült işlerden biri sayılan “Kral ve Ben” çatışmalı kurgusu ve müzikal bütünlüğüyle seyircinin ilgisini çeken işlerdendir.

Deborah Kerr ve Yul Brynner’in, şu parçayla birlikte o enfes performansı unutulur mu.. Ne kadar farklı versiyonlarıyla uyarlasalar da, zihnimizden bu anı silmek çok zor..

 

2-  Graduate (1967)  – “The Sound of Silence”

null

Yönetmen koltuğunda Mike Nichols’un oturduğu; başrollerini Dustin Hoffman, Katharine Ross ve Anne Bancroft’un paylaştığı zamanın olgusuna yeni fikirler getiren; oyunculuklarıyla göz dolduran kült filmlerden biri karşımızda.

Peki ya zihnimize kazınan o müziği..

Bir filmin final sahnesi, bu müzikle daha da ne kadar güzel olabilir ki.. Bir düşünelim derim.

3 – Romeo and Juliet (1968) – “Main Theme”

null

Kavuşamama hikayelerinin baş tacıdır belki de “Romeo ve Juliet..”

Franco Zeffirelli’nin yönetmen koltuğunda oturduğu, Leonard Whiting, Olivia Hussey ve John McEnery’nin başrolleri paylaştığı 1968 uyarlaması filminin bize bıraktığı da Nino Rota imzalı şu enfes teması olur..

Birçok Yeşilçam filminden de hatırlayacağınızı düşünüyorum bu parçayı.

 

4 – Love Story (1970) – “Main Theme”

null

Ah bir de “Love Story” filmimiz var.. Klişe hikayemizdir değil mi bağrımıza bastığımız. Toplum içinde sınıfsal ayrıma sahip iki insanın naif ve bir o kadar imkânsız aşkıdır yüreğimizi ısıtan. Arthur Hiller’in yönetmenliğini yaptığı, Ali MacGraw ve Ryan O’Neal’in başrolünü paylaştığı Türkiye’de de gösterildiği dönemde çok sevilen bir filmdir “Love Story”.

İşte bu da unutulmaz teması.. Francis Lai imzası taşır bu naif tema..

 

5- Last Tango in Paris (1972) – “Main Theme”

null

Zamanın en olaylı filmlerinden kuşkusuz.. İlginç senaryosuyla sizi çeken filmin yönetmeni Bernardo Bertolucci iken, başrol oyuncuları ise Marlon Brando ve  Maria Schneider’dir.

Gato Barbieri’nin bestelemiş olduğu bu tema da filmin bütününe yayılmaktadır..

 

6 – The GodFather (1972,1974,1990) – “Main Theme”

null

Bir efsane.. Oyuncularıyla, kurgusu ve senaryosuyla kült işlerin başında gelir. Tartışmasız.. Francis Ford Coppala imzalı film, çoğu izleyici için birer felsefedir hatta.

Ya müzikleri..

Nino Rota.. Ne güzel adamsın, şu unutulmaz temayı da bize bıraktın.. 1974 yılında en iyi özgün müzik Oscar’ı aldığını da söyleyelim tabii.

 

7 – Grease (1978) – “Summer Nights”

null

Zamansız olarak nitelendirilen ender filmlerden.. Var mı böyle samimi müzikaller şimdi diye de sorgulatıyor. Yönetmenliğini Randal Kleiser’ın yaptığı, John Travolta ile Olivia Newton-John’u buluşturan unutulmaz filmlerden biridir kendisi. Kuşkusuz filmin içinde yer alan parçalar da unutulmazdır.

Filmin bütünündeki tüm parçalar kendine özeldir. Bunlardan biri de “Summer Nights” sanırım.

 

8 – Flashdance (1983) – “What a Feeling”

null

Tom Hedley’in kaleme aldığı, Adrian Lyne tarafından yönetilen klasik işlerden biridir “Flashdance”. 

Zamanın büyüsüne kapılmıştır elbet.

O final sahnesi ve müzik unutulur mu hiç.. Irena Cara ne de güzel yorumlamıştır ama.. 1983 yılında bu parçayla en iyi özgün şarkı Oscar’ını da almıştır tabii.

 

9 – Footloose (1984) – “Footloose”

null

Seksenli yılların kült filmlerinden biridir kendisi. Zamanın sert ama bir o kadar naif işlerinden.. Kevin Bacon, Lori Singer ve  Sarah Jessica Parker’ı buluşturan filmin yönetmen koltuğunda ise Herbert Ross vardır.

Kenny Loggins unutulmaz bir parçaya imzasını atmıştır filmde.. Ayrıca Kevin Bacon’ı ne zaman görsem hep bu parça da gelir aklıma..

 

10 – Ghostbusters (1984) – “Ghostbusters”

null

Seksenli yılların en çılgın işlerinden. Hayaletli komedi filmi mi olur yahu dedirten bir mizaha sahiptir kendisi. Ivan Reitman imzalı ilk filmden sonra, devam filmleri de çekilmiş olmakla birlikte en son 2016 yılında da farklı kadrosuyla izleyici karşısına çıkmıştır.

Ortak paydada buluştuğumuz nokta ise kuşkusuz o unutulmaz parçası olmuştur..

 

11- The Woman in Red (1984) – “I Just Called to Say I Love You” 

null

Gene Wilder ve Kelly Lebroc’in başrollerinde olduğu seksenli yılların ilginç hikayesine sahip samimi işlerinden biridir “Kırmızılı Kadın.” Türkiye’de Şener Şen’in başrolünde olduğu bir uyarlaması mevcuttur hatta: “Aşık Oldum”.

Filmin hikayesinin yanı sıra bize bırakılan o eşsiz parçası olur.. 1984 yılında en iyi özgün şarkı Oscar’ını da almıştır hâliyle.

 

12- Top Gun (1986) – “Take My Breathe Away”

null

Tony Scott imzalı, başrolünde Tom Cruise’un olduğu seksenli yılların kült işlerinden biri daha karşımızda..

Bir özgün müzik Oscar’ına sahip unutulmaz şarkı daha elbet.. Zihnimizde de yüreğimizde de yeri fazla.

 

13 – Dirty Dancing (1987) – “Time of My Life” 

null

Seksenli yılların sonlarına doğru karşımıza çıkan kült bir dans filmi daha.. Emile Ardolino’nun yönetmenliğinde olan filmin başrollerinde ise Patrick Swayze ve Jennifer Grey vardır.

Bir filmin final sahnesi bu kadar mı güzel olur.. Bir şarkı böyle bir final sahnesine, bu kadar mı yakışır..

 

14 – Time of Gypsies (1988) – “Ederlezi”

null

Yönetmen Emir Kustarica öyle bir içimize yerleştirmiştir ki filmi.. Goran Bregoviç de son darbeyi bulmuştur müzikleriyle.

Şu müzik kulaklarımıza yerleştiğinde zihnimize giden yolda, hep aynı etkiyi bırakıyor..

Yalnızlığın içinde çoğalmak gibi bir şey bu..

Var mı ötesi şimdi?

 

15 – Rain Man (1988) – “Iko Iko”

null

Dört Oscar ödülüne sahip; Barry Levinson imzalı Dustin Hoffman ile Tom Cruise’u buluşturan seksenlerin son yıllarındaki kült işlerden biridir kendisi.

Hans Zimmer arkadaş yine yapmıştır yapacağını, o güzel müzikleriyle bizi farklı dünyalara götürmüştür. Hatta bir ara ana haber bültenlerimizi bile süslemiştir müzikleri.

Bir de Bella Star’ın yorumladığı “Iko Iko” vardır ki.. Bir iki gün kafanızda döner bu müzik, baştan söyleyeyim..

 

16 – Beetlejuice (1988) – “Day O”

null

Şu sıralar ikincisini heyecanla beklediğimiz Tim Burton imzalı “Beter Böcek” zamanın en özgün filmlerinden biridir. Arşivimizde yerini çoktan almıştır bile.

Sizin de arada üç kere “Beetlejuice” dediğiniz oluyor mu 💞

Danny Elfman’ın temaları da tartışılmaz filmin bütünüyle. Hele o jenerik müziğini düşünürsek.. Fakat bizim hafızalarımızda daha çok yer edinen sahnenin ötesinde olan, Harry Belafonte yorumuyla şu parçadır sanırım..

 

17 – When Harry met Sally (1989) – “It Had to Be You”

null

Doksanların altın çağının öncüsü sanırım “When Harry met Sally.” Dönemlere yayılan bir arkadaşlığın nasıl bir yolda kesiştiğini müthiş diyaloglarıyla izleyiciyle buluşturur bu film. Meg Ryan ile Bill Crystal ise filmdeki karakterleriyle sizi o doğallığın içine bırakır.

Filmin ara kesitlerinde karşımıza çıkan bu parça ise aynı bu film gibi hep bir yerlerdedir..

 

18 – Green Card (1990) – “Instinct”

null

Romantik komedilerin en acımasız finaline sahip olanlarından biridir “Green Card”. Boğazınızda bir yumru bırakır kısacası.. Peter Weir imzalı filmin başrollerini ise  Gerard Depardieu ve Andie MacDowell paylaşmaktadır.

Bir de o eşsiz temaları yok mu.. Terasa sahip o güzel evle bile bütünleşen o temalar..

Hans Zimmer ne yemiş içmiş de, filmin tamamıyla bu kadar uyumlu bir albüm ortaya çıkarmış hâlâ düşünmekteyim..

 

19 – Pretty Woman (1990) – “It Must Have Been Love”

null

Çoğumuz masalları severiz değil mi.. Bu da bir Hollywood masalıdır. Bir prensin kahramanlığını anlatan masal olarak izleyiciye sunulur.

Richard Gere ile Julia Roberts’i bir araya getiren filmin yönetmeni de, romantik filmlerin kahramanı olan Garry Marshall’den başkası değildir.

Filmin adıyla özdeşleşmiş parçası kadar içinde bir yerlerde filmin ruhunu barındıran bir diğer parçasını da unutmadık elbet..

 

20 – Ghost (1990) – “Unchained Melody”

null

Dramatik bir film daha karşımızda.. Bir o kadar sıcak, bir o kadar da samimi bir filmdir. Patrick Swayze ve Demi Moore’u buluşturan filmin yönetmenliğini Jerry Zucker yapmıştır.

Righteous Brothers yorumuyla “Unchained Melody” hafızalarımızdan film kadar kolay kolay silinmez elbet.. Belki de filmden bile ötedir.

 

21 – The Silence of the Lambs (1991) – “Goodbye Horses”

null

Gerilim filmlerinin unutulmaz işlerindendir “Kuzuların Sessizliği”.  Yönetmenliğini  Jonathan Demme’nin yaptığı filmde; oyunculuklarını konuşturan, Anthony Hopkins ile Jodie Foster’in karşılıklı sahnelerini izlerken aldığımız haz da tartışılmazdır.

Filmin unutulmaz sahnelerinden biri de kuşkusuz Buffalo Bill’in “Goodbye Horses” parçası eşliğinde ettiği danstır.. Parça sahneye bir teslimiyet hissiyatı katmıştır.

22 – The Bodyguard (1992) – “I Will Always Love You”

null

Doksanlı yılların romantik filmlerinden biriyle karşı karşıyayız yine. Ne varsa doksanlarda var deme klişesine uyarak, Kevin Costner ve Whitney Houston’u buluşturan filmin yönetmen koltuğunda Mick Jackson oturmaktadır.

Whistney Houston yorumuyla bu parça her şeyi anlatıyor zaten..

 

23 – Schindler’s List (1993) – “Main Theme”

null

7 dalda Oscar ödülü bulunan, Steven Spielberg imzalı kült filmin acımasız bir müziği de mevcut. Evet, acımasız diyorum. Çünkü öyle ki filmi unutturuyor bile bazen.

John Williams imzalı bu tema nasıl silinebilir ki zihnimizin bir köşesinden.. 1994 yılında da en iyi müzik Oscar’ını hâk eder hâliyle.

 

24 – Leon (1994) – “Shape of My Heart”

null

En acımasız hikayelerin baş karakterleridir onlar.. Yalnız iki insan.. Dostlukları ve iletişimleri ile film boyunca sizi etkisi altında bırakır. O acımasızlığı unutursunuz o zaman.

Jean Reno ve Natalie Portman’ın başrolünde olduğu, Luc Besson’ın yönetmeni olduğu filmin müzikleri Eric Serra’ya aittir.

Fakat bir şarkı vardır Sting’e ait olan,  özgün albümünün dışında..

Belki sözleriyle konu bütünlüğü uymuyor filmin.. Fakat final sahnesine öyle bir yerde yerleşiyor ki bu müzik.. Film tekrar zihninizde dönmeye başlıyor  o zaman işte..

 

25 – Titanic (1997) – “My Heart Will Go On”

null

James Cameron imzalı, Kate Winslet ile Leonardo di Caprio’nun başrolünü paylaştığı “Titanic”;  hâlâ izlerken aynı duyguları paylaştığımız yegane filmlerden biridir.

Ya o unutulmaz müziği..

Celine Dion ile bütünleşmiştir artık bu parça..

 

26 – City of Angels (1998) – “Feelin’ Love”

null

Meg Ryan ve Nicholas Cage’i buluşturan zamanın en romantik aynı zamanda da trajik filmlerinden biridir. Filmin sonunda “kader” vurgusuyla bir kez daha karşılaşırız. Evet.. Kader..

Filmin bir yerinde ise Paula Cole yorumuyla bu enfes parça ile karşılaşırız..

 

27 – Runaway Bride (1999) – “You Sang to Me”

null

Julia Roberts ile Richard Gere’in; yıllar sonra yine Garry Marshall’in yönetmenliğinde bir filmde buluştuğunu görürüz böylece..

Filmin finalinden sonraki arka jenerikte akar gider bu şarkı.. Ne de güzel akar..

 

28 – Notting Hill (1999) – “When You Say Nothing at All”

null

Hugh Grant ile Julia Roberts’in o muhteşem gülüşlerini sakınmadıkları, Roger Michell imzalı doksanlı yılların en özel romantik komedilerinden biridir. Samimiyetinin yanında sahnelere serpiştirilen müziklerle birlikte yüzünüzde mutlaka bir tebessüm bırakır.

İşte o müziklerden biri..

O bank her şeye değer öyle değil mi.. Bence de değer..

 

29 – American Beauty (1999) – “American Beauty”

null

Doksanların son döneminde karşımıza çıkan özgün çalışmalardan biridir “American Beauty”. Sam Mendes’in yönetmeni olduğu filmde, başrolde Kevin Spacey muhteşem oyunculuğuyla ön plana çıkmaktadır.

Thomas Newman imzalı müzikleriyle de filmin içinde kaybolursunuz ama asla filmden öteye geçemezsiniz. Orada kalırsınız.

Bu parça bile filmin bütünündeki duyguyu verebilir..

 

30 – In The Mood for Love (2000) – “Yumeji’s Theme”

null

Wong Kar-wai gibi özgün tarza sahip olan yönetmenin, aşk kavramını ahlaki olarak bizlere farklı bir şekilde sunduğu ilginç kurgusu olan filmdir.

Bir sigara dumanının bile sizi etkileyeceği filmdir..

Nasıl mı?

Şhigeru Umebayashi imzalı, filmin belli hikaye kurgusunda çıkan şu güzel tema ile..

Böylesine sert bir hikaye, daha ne kadar naif anlatılabilir ki.. Düşünüyorum da, bulamıyorum. Hâlâ o sigara dumanındayım..

 

31 – Sweet November (2001) – “Only Time”

null

Pat O’Connor imzalı, başrollerinde Charlize Theron ile Keanu Reeves’in olduğu; bizleri, 2000’li yılların başında karşılayan romantik bir film daha..

O klişe hikayenin içinde parıldayan bir parça vardır ki.. Bağımlısı olursunuz bir anda..

 

32 – Chicago (2002) – “We Both Reached for the Gun”

null

2000’li yılların en iyi müzikallerinden olduğunu düşündüğüm Rob Marshall’in yönetmen koltuğunda oturduğu  Catherine Zeta-Jones, Renée Zellweger ve Richard Gere’i buluşturan bir filmdir kendisi..

Bir başyapıt olarak elbet birçok parçayı da içinde barındırır. Bu da kurgusuyla bir bütün oluşturan, o eşsiz parçalardan biridir..

 

33 – Secretary (2003) – “I’m Your Man”

null

İşleniş bakımında ne kadar farklı olursa olsun, günümüz “Fifty Shades…” türevlerinin öncüsü sayılacak bir filmdir kendisi. Psikolojik türde bu filmin, iki ana karakteri sizi zorlar hikaye boyunca. Sadist ve mazoşist iki karakterin birbirini bulduğu filmde, başrollerini Maggie Gyllenhaal ve James Spader paylaşmaktadır.

Sevgili Leonard Cohen’in “I’m your man” parçası da filmin en iyi geçiş sahnesinin birinde izleyici ile keyifli bir şekilde buluşur ve sahnenin bütününde de akıllardan çıkmaz bir türlü..

 

34 – Lost in Translation (2003) – “Alone in Kyote”

null

Bir şehirde yalnız kalan iki insanın birbirini bulduğu, acımasız filmlerden biridir.. Acımasızdır çünkü filmin sonunda kendinizi sorgularken bulursunuz. Özellikle hayatınızda yaptığınız seçimleri. İşte böyle bir filmdir bu da. Sizi bir yerden vurur. Bill Murray ile Scarlett Johansson’ı başrolde gördüğümüz filmin yönetmen koltuğunda Sofia Coppala oturmaktadır.

Bu da filmle birlikte size o acımasızlığı bırakan temadır..

 

35 – Little Miss Sunshine (2006) – “How It Ends”

null

Bir aile düşünün ki, bütün bireyler birbirinden kopuk.. İşlerini düzeltmeye çalışan bir baba, aileyi dengede tutmaya çalışan ama başarılı olamayan bir anne, ne kadar olgun görünse de aşk acısı çekip kendine zarar vermeye çalışan bir dayı, hayalleri uğruna depresifliğini elden bırakmayan bir erkek çocuğu, kendi dünyasında olan sıra dışı ama aileden bağımsız küçük torununu ayrı olarak seven bir dede ve o samimi hayali içinde mücadeleci ruhunu kaybetmeyen bir kız çocuğu..

Bir ailenin yol hikayesiyle baş başa kalıyoruz böylece..

Bu yol hikayesi de ancak böyle güzel resmedilirdi zaten..

 

36 – Slumdog Millionaire (2008) – “Jai Ho”

null

Yönetmen Danny Boyle’nin muhteşem kurgusuyla ve acı gerçeklerle örülü bir hikaye ile karşımıza çıkan “Slumdog Millionaire” final sahnesinin canlılığıyla bize A. R. Rahman imzalı “Jai Ho” parçasını bırakmıştır. 2008 yılında en iyi özgün şarkı Oscar’ını da almıştır.

 

37 – The Imitation Game (2014) – “The Imitation Game”

null

Günümüzde en özgün oyunculardan biri olan Benedict Cumberbatch, bu sefer karşımıza ünlü İngiliz metamatikçi Alan Turing olarak çıkıyor. Yönetmen koltuğunda Morten Tyldum’un oturduğu 2015 yılında sekiz Oscar adaylığı bulunan filmin, müzikleri de Alexandre Desplat’a ait.

Filmin giriş müziğiyle birlikle hikayenin gerçekliği ve acımasızlığı aynı zamanda da bir mücadele ile de yalnız başınıza kaldığınızı hissediyorsunuz.

 

38 – La La Land (2016) – “Engagement Party”

null

Damien Chazelle’nin saygı selamı olarak nitelendirdiğim filmi.. Naiflik ve samimiyet film boyunca akıp gider. 2016 yılında bu tarz filmler görmek zordur. Bu zorluğun içinde samimiyetle gülümser bizlere. Emma Stone tüm tatlılığıyla boy gösterirken filmde, Ryan Gosling de oyunculuğuyla su gibi akıp gitmektedir.

Justin Hurwitz imzalı müzikleri de tartışmasız o naif hikayede kendi yerini bulmuştur. 2017 Akademi Ödülleri’nde de hem en iyi film müziği hem de en iyi özgün film müziği kategorilerinde ödül aldığını da bahsetmeden olmaz tabii.

İşte o güzel albümünden, filmin genelinde duyduğumuz temanın bir versiyonu..

 

Bonus..

Gaspar Noe filmlerinin hem sevenleri hem de sevmeyenleri için; üzerimizdeki olumlu olumsuz etkisi tartışılmaz, kuşkusuz.. Son filmi “Climax” ‘ın tanıtımı yayınlanmışken, seçtiği müzik hâlâ zihnimdedir.. Filmi izlemeden yorumlamak olmaz ama müziği bile sizi bir yerde bırakıyor.. Paylaşmadan edemedim..

Daha niceleri var elbet.. Gelecek de.. Müzikler, filmlerin en özel sandıkları. Açıldıkça sırrını gösteren..

Başlıklar: , , ,

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapın.

SİZİN İÇİN ÖNERİLİYOR

16 Nisan 2018, 19:36

Uyumun Yeni Adı: Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol

Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol yıllardır ekranlarda olan iki isim. İkisi de birbirinden ayrı işlerde yer aldı ve oyunculuklarıyla biz onları tanıdık. Beraber hiçbir dizide ya da filmde yer almamış olan Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol, Siyah Beyaz Aşk isimli diziyle bir anda hayatımıza girdi. Sadece hayatlarımıza girmiş olsa iyiydi....

Devamını Görüntüle